NEDEN DUALARIMIZ KABUL OLMUYOR?
Canibim.Com

NEDEN DUALARIMIZ KABUL OLMUYOR? - Canibim.Com

Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak istemez misin?


 

Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) küçükken hastalanmışlardı. Peygamberimiz (sav) ashaptan birkaç kişi ile torunlarını ziyarete geldiler.

O esnada ziyaretçilerin bazıları Ali'ye (a.s): "Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak istemez misin, dediler.

Hz. Ali (k.v) ve Hz. Fatıma (a.s) da Allah'ın (c.c) rızasını talep ve O'na şükür etmek ve çocuklarının şifa bulmasını Cenab-ı Haktan niyaz etmek üzere "üç gün oruç tutmaya" nezir ettiler.

Derken çocukları hastalıktan kurtuldular. Bunun üzerine Hz. Ali ve Hz. Fatıma oruçlarını tutmaya niyet edip, başladılar.

Lakin iftar için yiyecekleri yoktu. Hz. Ali (k.v) Hayber'li Şem'un isminde bir Yahudi'den üç gün iftar edebilmek için ödünç olarak üç çömlek arpa aldı.

Hz. Fatıma (a.s) arpanın bir çömleğini öğütüp, kendi adetleri kadar, yani beş tanecik ekmek yaptı. Akşam olmuş, iftarı bekliyorlardı.

O sırada bir fakir (miskin) gelip; Esselamü aleyküm ey Muhammed'in Ehl-i Beyti! Ben Müslüman bir fakirim. Beni doyurunuz ki, Allah'ta sizleri cennet sofraları ile doyursun, dedi. Onlarda derhal sofralarında ki ekmekleri bu miskine ikram ettiler.

Hz. Ali (k.v) Hz. Fatıma'ya (a.s) hitaben; Ey insanların en hayırlısının kızı! Ey iman ve şerefine kâmiline sahip olan Fatıma (r. anha)! Görüyorsun, ciğerleri parçalayıcı haliyle kapıda duran şu miskin, açlığını bizlere arz ederken, hal diliyle Allah'a naz ve niyaz etmektedir."

Hz. Fatıma (a.s) ise Ali'ye (k.v) cevaben şöyle dedi; Ey amcaoğlu! Emrinize amadeyim. Gerçi o miskini hoşnut edecek ve memnun kılacak bir şeye sahip değilim. Fakat umarım ki aç bir kimseyi doyurmak suretiyle hayırlı insanlardan sayılıp, cennete girer ve şefaate ererim."

Cümlesi lokma almadan sofralarındaki ekmekleri fakir-miskine verdiler. Kendileri su ile iftar ettiler.

Ertesi gün oruçlarına devam ettiler. Fatıma (a.s) o gün arpanın ikinci çömleği ile ekmek yaptı. Akşam yaklaşınca ekmeği sofraya koydular ve iftarı bekliyorlardı. Derken kapıya bir yetim gelerek;

"Esselamü aleyküm Ey Muhammet Ehl-i Beyt'i! Ben muhacir çocuklardan bir yetimim. Babam akabe harbinde şehit oldu. Beni doyurunuz, beni doyurunuz. Allah'ta sizleri cennet yiyecekleri ile doyurur" dedi. Yine ekmeklerini yetime ikram ettiler. Ve o su ile iftar ederek o akşamda aç yatılar.

Ertesi gün Hz. Fatıma (a.s) üçüncü çömlekteki arpayı ekmek yaptı. Akşam olunca yine sofrayı önlerine koydukları sırada, bu seferde kapıya bir fakir esir gelerek seslendi;

Esselamü aleyküm Ey Allah Elçisinin Ehl-i Beyt'i! Ben esirlerden biriyim. Ban ikram ediniz. Allah'ta size cennet yiyeceklerinden ikram eylesin" dedi. Bu kez de sofralarındaki yiyeceği esire ikram ettiler.

Bu davranışlarla ilgili olarak İnsan suresinin 8. Ayeti nazil oldu; "Hakiki müminler! Allah'a olan muhabbetlerinden dolayı kendi yiyeceklerini miskine, yetime ve esire ikram ederler." 

Müfessirler İnsan suresinde geçen (5 ten 31 kadar) ayetlerin tamamının Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin  (a.s) hakkında nazil olduğunda ittifak etmiştirler.

(İnsan Suresi )

5 - Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

6 - Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.

7 - O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.

8 - Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

9 - "Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."

10 - "Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.

11 - Allah da, onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.

12 - Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.

13 - Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.

14 - Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

15 - Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.

16 - Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.

17 - Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.

18 - Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.

19 - Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.

20 - Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.

21 - Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.

22 - (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."

23 - Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.

24 - O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.

25 – Sabah-akşam Rabbinin ismini an.

26 - Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).

27 - Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.

28 – Onları, biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

29 - İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.

30 - Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

31 - Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise acıklı bir azap hazırlamıştır."

 

Kabe'nin oğlu Ali


Mü’minlerin Emiri, vasilerin lideri İmam Ali’nin soyu şöyledir; Ali b. Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenaf b. Kusay, b. Kılab b. Murre b. Luey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadir b. Kinane b. Huzeyme b. Mudrike b. Iyas b. Mudar b. Nizarb. Meadd b. Adnan’dır

 

Mü'minlerin Emiri, vasilerin lideri İmam Ali'nin soyu şöyledir; Ali b. Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenaf b. Kusay, b. Kılab b. Murre b. Luey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadir b. Kinane b. Huzeyme b. Mudrike b. Iyas b. Mudar b. Nizarb. Meadd b. Adnan'dır.

Dedesi Şeybet'ul-Hamd olarak bilinen Abdulmuttalib'dir. Hz. Ali ile Hz. Peygamber'in soyu Abdulmuttalib'de birleşir.

Hz. Ali'nin babası Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib'dir Asıl adı Abdumenaf, bir görüşe göre İmran, bir diğer görüşe göre Şeybe'dir.

Mekke'ye gelen heyetlerin su dağıtma görevini o yürütürdü. Puta tapmayı reddetmiş, Allah'ın birliğini kabul etmişti.

Mahremlerin evlenmesini, kız çocukların diri diri gömülmesini, zinayı, şarap içmeyi ve Allah'ın evini çıplak olarak tavaf etmeyi yasaklamıştı.

Hz. Ali'nin annesi Fâtımâ b. Esed b. Haşim'dir. Fâtımâ, Hz. Peygambere ilk iman eden hanımlardandır. Bi'set'ten önce Hz. İbrahim'in dinine tâbi idi.

O, öyle iffetli bir kadındı ki, doğum sancıları geldiğinde o hâliyle, Mescid-ül Haram'a gitti ve Kâbe'nin duvarına yaslanarak şöyle dedi:

"Allah'ım, Sana ve Senin Peygamberine ve Senin tarafından gönderilen tüm kitaplara ve Kâbe'yi inşa eden ceddim İbrahim'e sağlam bir imanım var. Allah'ım, Kâbe'yi inşa eden ceddimin ve karnımda taşıdığım çocuğumun hatırına benim doğumumu kolaylaştır."

Fâtımâ, ardından bir mucize ile Kâbe'ye girdi ve orada doğum yaptı.

Hakim Nişaburi şöyle demektedir: "Hz. Ali'nin Kâbe'deki doğumu bize sahih rivayetlerle ulaşmıştır."

Âlusi Bağdadi şöyle yazıyor: "Hz. Ali'nin Kâbe'deki doğumu tüm dünyada meşhur ve maruftur. Ve şimdiye kadar hiç kimse bu fazilete nail olamamıştır."

İbn-i Ga'neb bu olayı şöyle anlatıyor: "Abdulmuttalib'in oğlu Abbas ve diğer birkaç kişiyle Kâbe'nin tam karşısında oturmuş sohbet ediyorduk.

Esed kızı Fâtımâ'nın, Kâbe'ye doğru geldiğini gördük. Kâbe'nin karşısında durup şöyle dedi: 'Ya Rabbi! Sana, peygamberlerine ve onların kitaplarına inanıyorum. Ceddim İbrahim'in hak ve söylediklerinin de dosdoğru olduğuna şahadet ederim. Bu evi Senin emrinle inşa etti. O'nun ve karnımda taşıdığım şu bebeğin aşkına. Şu doğumu bana kolaylaştır!'

Bu sırada hepimizi hayretler içinde bırakan bir şey oldu. Hepimizin gözleri önünde Kâbe'nin duvarı yıkıldı. Ve o değerli kadın adımını atıp içeri girdi. Sonra da duvar bitişip eski haline geldi.

Gözlerimize inanamıyorduk. İlk şaşkınlığımızı atlatınca, hepimiz telaşla yerimizden fırlayıp Kâbe'nin kapısına koştuk ama kapı bir türlü açılmıyordu. İşin içinde Kâbe'nin Rabbinin bir hikmeti olduğunu anladık.

Dört gün sonra o yüce hanım, kucağına gururla tuttuğu nur topu gibi bir bebekle Kâbe'den çıktı… 'Gaipten gelen bir ses bu bebeğin adını Ali koymamı istedi' dedi."

"Fil Yılı'nın 30'u, Receb ayının 13'ü ve günlerden Cumaydı. O gün Hicret'ten tam 23 yıl önce…"

İmam Ali, kardeşleri Tâlib, Akil ve Câfer'den küçüktür. Ebu Tâlib'in bu dört oğlunun her biri öbüründen on yaş büyüktür. Hepsinin annesi Esed kızı Fâtımâ'dır."

Resulullah, Fatıma b. Esed’in mezarını kazıp kabre uzandı

Bir ara Mekke’de büyük bir kıtlık ve kuraklık baş gösterdi

 

Bir ara Mekke'de büyük bir kıtlık ve kuraklık baş gösterdi.

O sırada Peygamberin amcası Ebu Tâlib ailesi kalabalık olduğu için geçim sıkıntısı çekiyordu.

Peygamberimiz diğer amcası Abbas'a, "Ebu Tâlib'in yükünü azaltmak için oğullarından birini evimize götürüp, bakımını üstlenelim" teklifinde bulundu.

Abbas, Haşimoğulları'nın zenginlerindendi. Birlikte Ebu Tâlib'in yanına gidip konuyu açtılar. Ebu Tâlib bu teklifi kabul etti.

Sonuçta; Abbas Câfer'i, Hz. Muhammed de Ali'yi alıp evlerine götürdüler.

İslam Peygamberi, Hz. Ali'yi himayesine aldıktan sonra "Ben Muhammed, Allah'ın Benim için seçtiğini, seçtim" buyurdu.

Resulüllah, dedesi Abdulmuttalib'in vefatından sonra Ebu Tâlib'in evinde büyüdüğünden, onun evlatlarından birisini yetiştirmek suretiyle amcasının ve Esed kızı Fâtımâ'nın zahmetini telafi etmek istiyordu.

Resulüllah ve Fâtımâ b. Esed

Peygamberimiz Fâtımâ bint-i Esed'e, "Annemden sonraki annem" der kendisini çok severdi. O, Peygamber'in annesi konumundaydı.

Fâtımâ bint-i Esed şöyle diyor: "Abdulmuttalib vefat edince, Ebu Tâlib Resulüllah'ın koruyuculuğunu üstlendi. Ben Resulüllah'a bakıyordum, O ise beni anne diye çağırıyordu."

Fâtımâ bint-i Esed, Peygamberi kendi evinde büyütmüştü. Vefat ettiğinde Resulüllah yanına geldi, başucunda oturdu ve şöyle buyurdu:

"Allah sana rahmet etsin anneciğim! Sen, öz annemden sonraki annemdin. Aç kalır Beni doyururdun. Çıplak kalır, beni giydirirdin. Güzel yiyeceklerden kendini yoksun bırakır onları Bana yedirirdin. Bunu yaparken ahiret sevabını ve Allah rızasını isterdin."

Ardından açık olan gözlerini kapattı, sonra üç kere su ile yıkamalarını emretti. Kâfur karışımlı su döküleceği sırada Peygamberimiz, kendi eliyle suyu döktü. Sonra gömleğini çıkarıp ona giydirdi. Ve kefeni de onun üzerine sardı.

Resulüllah'ın azatlısı Zeyd'in oğlu Usame'yi, Ebu Eyyub el-Ensari'yi, Ömer b. Hattab'ı ve zenci bir köleyi çağırarak mezarını kazmalarını emretti.

Mezarın lahit kısmına gelince burayı Peygamberimiz kendi elleriyle kazdı. Toprağını çıkardı. Resulüllah kabre girdi. Ve kabrin içine uzandı. Ardındın şöyle dedi:

"Dirilten ve öldüren Allah'tır. Daima diri ve ölümsüz olan yine Allah'tır. Allah'ım! Peygamberin ve önceki peygamberlerin hakkı için annem Fâtımâ bint-i Esed b. Haşim'i bağışla. Ona kendini savunacağı kanıtları telkin et, gireceği yeri geniş kıl. Çünkü Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin."

Resulüllah, Abbas ve Ebu Bekir birlikte onu kabre koydular.

Orada bulunanlar dediler ki: "Bundan önce kimse için yapmadığın bir uygulamayı gerçekleştirdin. Bunun sebebi nedir?"

Buyurdu ki: "Ona gömleğimi giydirdim ki, cennet giysilerinden giysin. Kabrine uzandım ki, kabrin sıkıştırması ona hafif gelsin.

O, Ebu Tâlib'den sonra Allah'ın kulları arasında Bana karşı en iyi davranan kimseydi. Allah ikisinden de razı olsun ve onlara rahmet etsin."

Ayrıca Fâtımâ bint-i Esed'in faziletlerini ve Peygamberimizin onun hakkındaki sözlerini şu müellifler eserlerine aktarmıştır: İbn- i Asakir, İbn Esir, Et-Taberi, Şeblenci, Muhammed b. Talha, İbn Sebbağ El-Belazuri.

Hz. Peygamber, Hz. Hatice ile evlenmesine ve eşiyle beraber ayrı bir eve taşınmasına rağmen amcası Ebu Tâlib'in evine sık sık giderdi.

Hz. Ali'yi göğsüne alır, sever, uyuyacağı zaman beşiğini sallardı. Bütün bunlar Hz. Ali'ye verdiği değerin ve O'na gösterdiği özenin işaretleriydi.

Resulüllah, Hz. Ali'yi kendi himayesine aldıktan sonra da O'nunla yakından ilgilendi. Emirü'l-mü'minin böylece Hz. Peygamber'in evinde büyüdü, O'nun tarafından yetiştirildi.

Hz. Ali çocukluk yıllarını anlatırken şöyle der: "Çocukluğum Resulüllah'ın evinde geçti. Beni O büyüttü. Beni şefkatle kucağına alır, bağrına basar, lokmayı çiğneyip ağzıma koyardı.

Onun o güzelim kokusu elvan elvan ruhumu okşardı. Sözlerimde yalana, davranışlarımda bir kusur ve cahilliğe asla rastlamadı.

Yüce Allah, gece-gündüz O'nunla birlikte olup dünyanın yücelikleri ve iyilikleri konusunda O'nu eğitmesi için süt çağından hemen sonra büyük melekleri Resulüllah'ın yanına verdi. Ben de tıpkı süt çağındaki bir bebek gibi Peygamber'e uymakta ve O'nu izlemekteydim.

Her gün yeni şeyler öğretiyordu Bana, O'nun yaptıklarını yap- mamı emrediyordu. Her yıl Hira Dağı'na çıkar bu anlarında Benden başka hiç kimse görmezdi O'nu…

İslam henüz hiçbir eve girmemişken, sadece Resulüllah'la Hatice'nin Müslüman olduğu zaman Ben üçüncü Müslüman'dım.

Vahiy ve peygamberlik nurunu görebiliyor, peygamberliğin koku- sunun alabiliyordum."

 

Neden dualarımız kabul olmuyor?


Emir’ul-Müminin Hz. Ali (a.s) bir Cuma günü Kufe’de çok güzel bir konuşma yaptı. Konuşmasının sonunda şöyle buyurdular

 

Emir'ul-Müminin Hz. Ali (a.s) bir Cuma günü Kufe'de çok güzel bir konuşma yaptı. Konuşmasının sonunda şöyle buyurdular:

"Ey millet! Şu yedi büyük musibetten Allah'a sığınmamız gerekir:

1-Alimin sürçmesinden.

2-Abidin ibadetten usanmasından.

3-Müminin muhtaç olmasından.

4-Eminin hıyanet etmesinden.

5-Zenginin fakir olmasından.

6-Azizin zelil bir duruma düşmesinden.

7-Fakirin hasta olmasından."

Bu esnada bir adam ayağa kalkarak şöyle dedi: "Doğru buyurdunuz ey Emir'ul-Muminin! Biz saptığımızda sen kıblemizsin, karanlıkta kaldığımızda sen nursun.

Allah Teala'nın: "Ud'unî estecib lekum" (Bana dua edin size icabet edeyim) diye buyurmuş olduğu sözü hakkında senden soru sormak istiyorum. Allah-u Teala'nın böyle buyurmasına rağmen neden duamız kabul olmuyor?"

Hz. Ali (a.s) cevaben şöyle buyurdular:

"Dualarınızın kabul olmamasının sebebi, kalplerinizin sekiz şey hususunda hıyanet etmesinden dolayıdır:

Birincisi: Siz, Allah'ı tanıdınız fakat size farz kıldığı şekilde hakkını eda etmediniz. Bu yüzden bu tanıyış size bir şeyi kazandırmadı.

İkincisi: Siz, Allah'ın Peygamberine iman ettiniz ama onun sünnetine karşı çıktınız ve şeriatını öldürdünüz. O halde imanınızın neticesi nerede kaldı!

Üçüncüsü: Allah'ın, size nazil etmiş olduğu kitabı (Kur'an'ı) okudunuz fakat onunla amel etmediniz; Kur'an'ı canı gönülden kabul ettik ve ona uyacağız dediniz ama ona muhalefet ettiniz.

Dördüncüsü: Biz cehennem ateşinden korkuyoruz dediniz, o halde korkunuz nerede kaldı?

Beşincisi: Cennete rağbet etmekteyiz, dediniz. Ama her an sizi, ondan uzaklaştırmakta olan şeyleri yapıyorsunuz; o halde cennete olan rağbet ve iştiyakınız nerede kaldı?

Altıncısı: Siz, Allah'ın nimetini yediniz. Ama o nimete karşı Allah'a şükür etmediniz.

Yedincisi: Allah-u Teala sizi, şeytanla düşman olmaya emretti ve buyurdu ki: "Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır; o halde ona düşman kesilin." Ama siz dilde onunla düşmanlık ettiniz, amelde ise muhalefet etmeksizin onu dost edindiniz (ona uydunuz).

Sekizincisi: Siz, halkın kusurlarını gözlerinizin önüne diktiniz. Ama kendi ayıplarınızı attınız (onları görmezlikten geldiniz) ve kınanmaya kendisinden daha layık olduğunuz kimseyi kınamaya kalkıştınız.

Bununla birlikte hangi dua sizin için kabul olabilir! Oysa siz duanın kapı ve yollarını kapadınız. O halde Allah'tan korkun, amellerinizi düzeltin, biatinizi halis edin, iyiliğe emredin, kötülükten sakındırın. Bunları yaptığınız takdirde Allah-u Teala duanızı kabul eder."

 

Tüm YAZILI SOHBETLER