EHLİBEYT KİMLERİ KAPSAR
Canibim.Com

EHLİBEYT KİMLERİ KAPSAR - Canibim.Com

 

Ehl-i Beyt, kimleri kapsamaktadır?

Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in evlatlarına ve evlatlarının evlatları için Ehl-i Beyt tabiri kullanılmıştır. “Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinize olsun ey Ehl-i Beyt!

 

Ehl, kelimesi izafet olduğu şeyle tanımlanır. Ehlü'l Kura (şehir halkı) veya Ehlü'l Kitap (kitaba uyanlar veya onu okuyanlar gibi).

Beyt kelimesi ise ev anlamındadır. Ehl-i Beyt ifadesi ise, kişinin yakınları ve soydaşlarını ifade eder.

Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in evlatlarına ve evlatlarının evlatları için Ehl-i Beyt tabiri kullanılmıştır. "Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinize olsun ey Ehl-i Beyt!''

Müslümanlar arasında Ehl-i Beyt kelimesi naslara uyularak Resulullah'ın evlatları hakkında kullanılmıştır.

Kitap ve Sünnet'te Ehl-i Beyt kelimesinin özel bir anlamı vardır. Ehl-i Beyt'den maksat, Resulüllah'ın kızı Fâtımâ, torunları Hasan ve Hüseyin ve damadı İmam Ali'dir. Tathîr ayeti bunlar hakkında nazil olmuştur:

"Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkin¬liği defetmek ve sizi tertemiz yapmak ister."

Ehl-i Beyt ifadesinde kastedilen "ev" kelimesi, sıradan bir evi değil, risalet ve peygamberlik evini ifade eder.

Ehl-i Beyt, Peygamberlik evinde eğitilen, terbiye edilen, küçük büyük her şeyi tanıyan, eşyanın hakikatini bilen, herkesi kuşatan, ilim ve yakîn sahibi kimselerdir ki bunlar; Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.

Ehl-i Beyt ifadesi tam olarak kimleri kapsamaktadır?

Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayetle ve Resülullah'ın (s.a.v.) yüzlerce hadisiyle sabittir ki, Ehl-i Beyt, sadece Hz. Fâtımâ, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz Hüseyin ve Resülullah'tır (s.a.v.).
Ancak bazı eserlerde, Ehl-i Beyt kapsamına Resulüllah'ın (s.a.v.) eşleri ve hatta Haşimoğulları'nın da dahil olduğu iddiaları vardır.

1- Nişaburî, Mukatil, Suyûti gibi bazı alimler bu ayet-i kerimenin kapsamına Hz. Peygamberin hanımlarının da girdiğini iddia etmektedirler.

2- Abdullah b. Abbas (r.a.) ve İkrime gibiler ise, Ehl-i Beyt'ten maksadın sadece ve sadece Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin mübarek eşleri olduğunu iddia etmektedirler.

3- Allame İbn Hacer Heysemî'nin "es-Savaik" adlı eserinde Sa'lebi'den naklen yazdığına göre, "Ehl-i Beyt'ten maksat, Haşimoğulları'dır" diye iddia edenler var olduğu gibi…

4- "Ehl-i Beyt kavramını tamamen genişleterek, Resulüllah'ın (s.a.v.) eşleri, köle ve cariyeleri, kadın-erkek bütün akrabası, Resulüllah'a (s.a.v.) hizmet eden, O'na uyup yolundan ayrılmayan herkes Ehl-i Beyt'in içine girer" diyenler de vardır.

Ancak, bu iddialar azınlıkta kalmaktadır.

Ehl-i Beyt kavramının içine Resulüllah'ın (s.a.v.) eşlerinin ve Haşimoğulları'nın dahil edilemeyeceği, Ehl-i Beyt ifadesinin söz konusu olan beş kişiden ibaret olduğuna dair sayılamayacak kadar çok delil ve kaynak mevcuttur. Biz bu kaynaklardan bir kısmını ortaya koyduk.

Peygamberimizin (s.a.v.) hanımlarından (ki Tathir ayeti kendi evinde nâzil olan) Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Aişe, Ehl-i Beyt'in sadece adı geçen bu beş kişi ile sınırlı olduğunu vurgulamışlardır.

Ebu Basir, İmam Câfer Sâdık'tan (r.a.) sahih bir rivayetle şöyle nakletmektedir:

"Yüce Allah, yalnız siz Ehl-i Beyt'ten …" ayeti indiği zaman Ali, eşi ve çocukları Ümmü Seleme'nin evinde idiler. Hz. Peygamber (s.a.v.) onları bir parçanın altına alarak arz etti:

"Allah'ım! Her peygamberin nübüvvetinin terazisi olan seçkin zümreden özel yakınları vardır. Bu terazi, Benim nübüvvetimin içinde bu seçkin Ehl-i Beyt'imin dışında hiç kimse değildir."

Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.anha) dedi ki: "Ey Allah'ın Elçisi, yalnızca bu birkaç kişi mi? Yoksa ben Senin Ehl-i Beyt'inden değil miyim?"

Resulullah cevaben şöyle buyurdu: "Benim Ehl-i Beyt'im ve nübüvvetimin terazisi Ali, Fâtımâ, Hasan ve Hüseyin'dir."

Sahih-i Müslim ve Cami'ul-Usul'de şöyle rivayet edilir:

"Hasin b. Semure, Zeyd b. Erkam'a, "Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hanımları da Ehl-i Beyt'ten midir?" diye sorduğunda, Hz. Zeyd şöyle dedi:

"Allah Teâla'ya and olsun ki, hayır… Çünkü kadın, bir müddet eşiyle olur, boşanınca babasının evine döner ve babasının ailesine katılır, böylece kocasından bütünüyle kopar. Peygamberi Ekrem'in (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i kendisine sadaka verilmesinin haram olduğu kimselerdir. Onlar hangi eve gitseler, nereye gitseler Hz. Peygamberin Ehl-i Beyt'i olmaktan çıkmazlar."

Bazı kaynaklara göre, Ehl-i Sünnet âlimlerince Ehl-i Beyt kavramının içine Âl-i Aba olan "beş kişi"nin dışındaki kişilerin de dahil edilmeye çalışılması, özellikle İmam Ali'ye (k.veche) olan hased ve husumetten ileri gelmektedir ki, güya böylece O'nun Allah ve Resulü yanındaki makamı gizlenmek istenmektedir.

Resulüllah'ın (s.a.v.) hayatında Ehl-i Beyt kavramının içini yalnızca Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile doldurması bir şeyin işaretidir.

"Bu ayetin amacı, İslam'ın geleceğini kurumsallaştırmaktır."

Resulullah (s.a.v.), kendinden sonra İslam dinini emanet ettiği beş kişiyi ifade etmektedir. "Beş kişiyi işaret eden hadisler" İslam'ın gelecekteki rehberlerini tanıtmak hedefi üzeredir." 

 

 Ehl-i Beyt ve Hz. Hüseyin

 

"Yıldızlar, yeryüzü halkını boğulmaktan kurtaran güvencelerdir. Ehl-i Beyt'im ise yeryüzü halkını ihtilaflardan koruyan güvencelerdir."

Onlar (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) kıyamet gününe kadar Kur'an'dan ayrılmayan Ehl-i Beyt'tendirler. Ümmet, Kur'an'a ve Ehl-i Beyt'e sarıldıkça şaşırmaz."

"Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Yıldızlar gök ehline emanettir. Ehl-i Beyt'im ise ümmetime emanettir."

"Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: En hayırlınız, Benden sonra Ehl-i Beyt'ime hayırlı olandır."

Son olarak, Ehl-i Beyt'in ilim ve insanları irşad konusunda her Müslümandan daha ileri ve üstün olduğunu hatırlatan bir hadis verelim:

İbn Hacer "Savaik" adlı eserinin 135. sayfasında  Hz. Peygamber (s.a.v.)'den şu hadisi nakletmektedir: "Kur'an ve Ehl-i Beyt'ten ne ileriye geçin ne de geriye kalın; yoksa helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye de kalkışmayın. Çünkü onlar, sizden daha âlimdirler."

Ebu'l-Carud şöyle rivayet etmiştir:

"Ali bin Hüseyin (a.s.) (Zeyn'ül Abidin) dedi ki: İnsanlar neden bizden öç alıyorlar? Allah'a yemin ederim ki, bizler nübüvvet ağacı, rahmet evi, ilim madeni ve meleklerin uğrak yerleriyiz."

İmam Hüseyin'in Resulüllah'a (s.a.v.) olan benzerliği

Hz. Ali (a.s.) der ki: "Hasan, Resulüllah (s.a.v.)'e göğsünden başına kadar olan kısmında, Hüseyin de bundan aşağı olan kısmında çok benzerdi."

"Hüseyin b. Ali başında imame (sarık) olduğu halde içeri girdi. Birden, Hz. Peygamberin (s.a.v.) dirildiğini sandım."

Enes bin Mâlik şöyle der: "Onların (Ehl-i Beyt'in)  Resulüllah (s.a.v.)'e en çok benzeyeni oydu"

Abdullah el-Alayilî şöyle der: "Hüseyin (a.s.)'la ilgili haberlerde şu hususlara yer verilir: O yüce Dedesinin şemailini yansıtan bir görünüşe sahipti. Dedesi onun suretinde zuhur etmişti sanki…"

"Hz. Hüseyin (a.s.) yüz ve davranışları bakımından halkın Resulüllah (s.a.v.)'e en çok benzeyeni idi. Karanlık gecelerde onun mübarek alnından nur yükselir ve halk onu o nur vesilesi ile tanırdı."

Nurlu çehre

Sehl Saidi'den şöyle rivayet edilmiştir: "Ben, Şam şehrinde, İmam Hüseyin (a.s.)'ın mübarek başını şu vasıflarla gördüm:

O mukaddes baştan nur yayılıyordu, sakalları yuvarlak, kılları siyah, beyaz ve rastık ile boyanmıştı. Mübarek gözleri siyah, kaşları ve burnu ise çekikti."

Allame Meclisi'nden şöyle bir rivayet vardır: "İmam Hüseyin (a.s.), karanlık bir yerde oturduğunda, halk alnındaki ve boynundaki nur vasıtası ile ona doğru giderlerdi. Zira Peygamber-i Ekrem (s.a.v.) defalarca onun alnını, boynunu ve boğazını öpmüştü

 

Diyat kitabı ve Ehl-i Beyt mektebinin hadis usulü

Bu konuda Zarif b. Nasih denilen zat önemli bir yere sahiptir. Zarif, Kûfe’de doğmuş, doğru sözlülüğü ile tanınan, hadiste güvenilir bir zat idi. Kendisi İmam Muhammed Bâkır’ı görmüştür

 

Bu konuda Zarif b. Nasih denilen zat önemli bir yere sahiptir. Zarif, Kûfe'de doğmuş, doğru sözlülüğü ile tanınan, hadiste güvenilir bir zat idi. Kendisi İmam Muhammed Bâkır'ı görmüştür.

Zarif b. Nasih, Hz. Ali'nin, valilerine ve ordu komutanlarına yazmış olduğu emirleri derlemiştir.

Bu kitabin adı "Diyat" kitabıdır. Bu kitap İmam Ali'nin imlasıyla yazılmış ve İmam Câfer ile İmam Rıza'ya ulaşmıştır.

Yani bu Diyat kitabını İmam Ali kendi yazısıyla yazmış ve onu imla etmiş ve ardından valilere yollamıştır. Daha sonra Hz. Ali'yi sevenler onu kaydederek nesilden nesile aktarmış ve İmam Cafer'in döneminde ona sunmuşlar ve o da "Bu kitap sahihtir" diyerek bunu onaylamıştır.

Kuleyni "el-Kafi"de bu kitabın bölümlerini yazmıştır.

Şeyh Sâduk, bu eserin tümünü "Men La Yahzuruhu'l Fakih" adlı kitabında nakletmiştir

Şeyh Tusi "et-Tehzib" adlı kitabında onun tümünü rivayet etmiştir.

Yine Şeyh Tusi "el-İstibsar" adlı kitabının bir bölümünde bunu kaydetmiştir.

Ehl-i Beyt mektebinin üç büyük alimi hadisleri kitaplarına nasıl almıştır?

Ehl-i Beyt mektebinin üç büyük alimi Kuleyni, Şeyh Sâduk ve Şeyh Tusi hadisleri Ehl-i Beyt imamlarının ashabının yazılarından ve onların "usul"lerinden büyük bir itina ile kendi kitaplarına almışlardır.

Ehl-i Beyt alimleri hadisleri kitaplarına alırken bazı esaslara da dikkat etmişlerdir.

Şöyle ki; Ehl-i Beyt imamları hadis rivayet eden yalancı kimseleri mektepten uzaklaştırma, teşhir ve tel'in etmek gibi çareler öngörmüşlerdir.

Diğer yandan doğru hadisi yanlış hadisten ayırt edip tanımak için bir takım kaideler de ortaya koymuşlardır.

İmam Câfer'in Mina'da şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

"Ey insanlar! Benden, size rivayet edilen şeyler Allah'ın Kitabı'na uygunsa bilin ki o benim sözümdür. Eğer Allah'ın Kitabı'na uygun değilse bilin ki benim sözüm değildir."

İmam Muhammed Bâkır ise bu konuda şöyle demektedir:

"Bizden size bir hadis rivayet edildiğinde eğer Allah'ın Kitabı'ndan ona bir veya iki şahit bulursanız onu kabul edin. Aksi takdirde onunla ilgili bir şey söylemeyip, onu bize havale edin ki o konudaki gerçek size açıklanmış olsun." 

Yine Câfer-i Sâdık şöyle buyurmuştur:

"Her şey Allah'ın Kitabı'na ve Resulüllah'ın sünnetine döndürülür. Allah'ın Kitabı ile uyumlu olmayan her hadis bâtıldır" 

Ehl-i Beyt imamları bu şekilde sahih hadisi sahih olmayan hadisten ayırt etmek için birtakım kaideler ortaya koymuşlar ve kuşaktan kuşağa bu kaideleri hadisleri tanımada bir ölçü olarak kabul etmişlerdir. Ve bu şekilde Ehl-i Beyt mektebinin hadis külliyatı vücuda gelmiştir. 

Özet olarak deriz ki; Ehl-i Sünnet dünyasının uzun yıllar hadis yazılmasına karşı çıktığını ve hadis rivayetinde bulunan sahabe ve tabiine karşı ciddi bir baskı politikasının uygulandığını yazımızın başında ifade etmiştik.

Ehl-i Sünnet'in hadis kaynakları Hicret'ten 143 yıl sonra kaleme alınmaya başlanmış ve özellikle Hz. Ali'nin hilafeti ile ilgili hadis ve rivayetlerin maalesef üzeri örtülmüştür.

Ehl-i Beyt'in hadis kaynakları ise direkt olarak Allah Resulü'nün sağlığında kaleme alınan hadislere dayanmaktadır.

Hz. Ali Resulüllah'ın imlası ve kendi yazısıyla bu hadisleri kaleme almıştır. Hz. Ali'nin yanı sıra, Selman-ı Farisi, Ebuzer Gifari, Ammar b. Yâsir gibi büyük zatlar da Peygamberden hadis rivayet etmiş, hatta bu uğurda ciddi eziyetlere mâruz kalmışlardır.

Hz. Ali tarafından kaleme alınan hadisler, çeşitli sahifeler ve kitaplar Ehl-i Beyt imamları aracılığıyla nesilden nesile aktarılmış, Ehl-i Beyt dünyasının büyük alimleri tarafından bir hadis külliyatı haline getirilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

Dolayısıyla, direkt olarak Allah Resulü'ne dayanan bu eserlerin güvenilirliği tartışma götürmez bir hakikattir.

 

Cehaletten daha çetin bir yoksulluk yoktur

Serri b. Halid, İmam Cafer’den (a.a) şöyle rivayet eder; “Resulullah (sav) buyurdu ki; Ey Ali! Cehaletten daha çetin bir yoksulluk ve akıldan daha faydalı bir mal yoktur

 

Serri b. Halid, İmam Cafer'den (a.a) şöyle rivayet eder; "Resulullah (sav) buyurdu ki; Ey Ali! Cehaletten daha çetin bir yoksulluk ve akıldan daha faydalı bir mal yoktur."

İmam Cafer-i Sadık, Mufaddal'a şunları söylemiştir;

"Ey Mufaddal! Akletmeyen kurtulamaz. Bilmeyende akledemez. Anlayışlı olan kimse yakında hak ettiği bilgi düzeyine gelecektir. Ağırbaşlı ve yumuşak kimse başarır. İlim kalkandır. Doğruluk izzettir. Cehalet zillettir. Anlayış üstünlüktür.

Cömertlik, ihtiyaçları elde etme hususunda başarıya ulaşmak demektir. Güzel ahlak sevgiyi çeken bir etkendir. Çağını bilen insan zihinsel karmaşıklıkların saldırısına uğramaz. Sürekli ileriyi düşünüp, garantiye alma çabası karamsarlık nedenidir.

Allah (c.c) kendisini bilenin dostu, bilmediği halde biliyormuş gibi görüneninde düşmanıdır. Akıllı insan bağışlayıcı, cahil ise hilebazdır. Saygı görmek istiyorsan yumuşak ol. Küçümsenmek istiyorsan sert ol.

İmam Cafer (a.s) buyurdu ki;

"İman ile küfür arasında kıt akıllılıktan başka bir şey yoktur." Orada bulunanlar dediler ki; Bu nasıl olur Ey Resulullah'ın (sav) oğlu! 

Buyurdu ki; "Kul, arzularını, isteklerini kendisi gibi bir mahluka yöneltir. Halbuki bütün içtenliği ile sırf Allah'a (c.c) yönelse, istekleri en kısa zamanda kendisine ulaştırılır." Sh:406

İman

Fudayl b. Yesar diyor ki; İmam Cafer'e (a.s) sordum; "Sevmek ve buğzetmek imandan mıdır?"

Buyurdu ki; "İman, sevmek ve buğzetmekten başka bir şey midir ki? Sonra şu ayeti okudu; "Allah sizi imanı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır." (Hucurat 7) sh:417

Ebu Abdullah (Cafer-i Sadık hazretleri) buyurdu ki; "Resulullah (sav) ashabına sordu; imanın hangi kulpu daha sağlamdır?" Dediler ki; Allah ve Resulü daha iyi bilir"

Sonra bazıları namaz dedi, bazıları zekat dedi, bazıları oruç dedi, bazıları hac ve umre dedi, bazıları da cihat dedi.

Resulullah (sav) buyurdu ki; "bu dediklerinizin her birinin bir fazileti vardır. Fakat imanın en sağlam kulpu Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Allah2ın dostlarını dost edinmek ve Allah'ın düşmanlarından uzaklaşmaktır." Sh:417    

İmam Cafer'den (a.s) dua

"Allah'ım! Uyumayan gözlerinle beni koru. Yıkılmaz rüknünle beni kurtar. Yüce kudretinle beni muhafaza et. Beni helak etme. Sen, benim umudumsun.

Rabbim! Sen, bana ne kadar nimet verdiysen de, benim şükrüm onun yanında az gelir. Ne kadar bela verdiysen, ona karşı gösterdiğim sabır da azdır.

Ey verdiği nimetlere karşı şükrüm az olduğu halde beni mahrum bırakmayan, İmtihanlarına karşı sabrım az olduğu halde beni hor ve hakir bir şekilde terk etmeyen, Benim günahlarımı gördüğü halde ortaya çıkarmayan, iyilikleri ebedi olarak tükenmeyen Rabbim! Dinimde bana yardım et. Ahiretim için takva nasip et. Bilmediğim şeyden beni koru. Beni nefsimle baş başa bırakma.

Ey günahların kendisine zarar vermediği ve mağfiretini azaltmadığı! Bana mağfiret ve ihsan et. Ey bağışı bol olan! Bana ferahlık, güzel bir sabır, bütün belalardan afiyet ve afiyete şükretmeyi nasip et." Sh:197 

"Allah'ım! Ben günahlarımdan dolayı Senden özür ve bağışlanma diliyorum. Sana tövbe ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt. Beni bana farz kıldığın, yani seni hoşnut eden her şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini nimetlendirmediğin halde Senin itaatinden birine ulaşan, onu yapmaya muvaffak olan hiç kimseyi görmedim. Öyleyse bana öyle bir nimet ver ki, onunla rızana ve cennetine ulaşayım." Sh:586

Gecenin son saatleri

İmam'ın dostlarından Abdurrahman der ki; İmam Sadık (a.s) gecenin son saatlerinde Allah'a (c.c) münacat etmek için kalkar, ev halkının duyması için sesini yükselterek şöyle derdi;
"Allah'ım! Kıyametin kahredici korkusuna karşı bana yardımcı ol. Kabrin darlığını bana genişlet. Ölümden önceki ve sonraki hayırlarla beni rızıklandır." (aynı eser sh:933)

 


Tüm YAZILI SOHBETLER