AKIL İNSANA VERİLEN EN BÜYÜK NİMETTİR
Canibim.Com

AKIL İNSANA VERİLEN EN BÜYÜK NİMETTİR - Canibim.Com

Aklın 75 - cehaletin' de 75 asker-i vardır?

Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam'ın huzurundaydım. Yanında dostlarından bir grup da bulunmaktaydı. Bu arada akıl ve cehilden söz edildi

 

Sümae bin Mihran'dan, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam'ın huzurundaydım. Yanında dostlarından bir grup da bulunmaktaydı. Bu arada akıl ve cehilden söz edildi.

İmam Cafer aleyhisselam buyurdular ki: "Akıl ve ordusunu, cehil ve ordusunu tanıyın ki, doğru yolu bulasınız."

Sümae diyor; bunun üzerine ben: "Fedanız olayım, biz sizin bize öğrettiğinizden başkasını bilmiyoruz." dedim.

Hz. Ebu Abdullah aleyhisselam buyurdular ki: "Allah Azze ve Celle aklı yarattı ve o, Arşın sağ yanından, O'nun nurundan yaratılan ilk ruhani mahlûktur.

Allah ona: "Geri git." dedi, gitti. Sonra ona: "Beri gel." dedi, geldi. Bunun üzerine Allah Tebareke ve Teala buyurdu ki: "Seni büyük bir mahlûk olarak yarattım. Seni bütün yaratıklarıma üstün tuttum."

Buyurdular ki: "Sonra Allah cehli tuzlu denizden karanlık bir varlık olarak yarattı. Ona: "Geri git." dedi, gitti. "Beri gel." dedi, gelmedi. Bunun üzerine Allah ona: "Büyüklendin mi?" dedi ve lanetledi.

Sonra Allah akla yetmiş beş asker bahşetti. Cehil, Allah'ın akla olan bu ikramını ve bahşişini görünce içinde ona karşı düşmanlık besledi ve: "Rabbim, bu da benim gibi bir mahlûktur. Onu sen yarattın, ikramda bulundun ve güçlendirdin. Bense, onun karşıtıyım ama ona karşı koyacak bir gücüm yoktur. Öyleyse bana da asker olarak ona bahşettiğinin benzerice ata eyle." dedi.

Allah: "Evet" dedi, "ama bundan sonra bana karşı isyan edersen, seni de askerini de kendi rahmetimden dışarı atacağım." Cehil; "Razı oldum." dedi.

Bunun üzerine Allah ona da yetmiş beş asker verdi.

Allah'ın akla bahşettiği yetmiş beş asker şunlardır:

1- Hayır, aklın veziridir. Şerri ise bunun karşıtı kılmıştır. O da cehlin veziridir.
2- İman, karşıtı ise küfürdür.
3- Onaylamak; karşıtı ise inkârcılıktır.
4- Ümitlilik, karşıtı ise ümitsizliktir.
5- Adaletli olma, karşıtı ise zulmetmedir.
6- Hoşnutluk, karşıtı ise hoşnutsuzluktur.
7- Şükretmek, karşıtı ise nankörlüktür.
8- Umut olmak, karşıtı ise umut üzmektir.
9- Tevekkül, karşıtı ise güvensizliktir.
10- Acımak karşıtı ise katı yürekliliktir.
11- Bağışlayıcı olmak, karşıtı ise öfke duymaktır.
12- Bilgi, karşıtı ise cahilliktir.
13- Anlama karşıtı ise bönlüktür.
14- İffetlilik karşıtı ise rezilliktir.
15- Züht karşıtı ise dünyaperestliktir.
16- Yumuşaklık, karşıtı ise sertlik, kabalıktır.
17- Çekingenlik; karşıtı ise pervasızlıktır.
18- Alçak gönüllülük, karşıtı ise kibirliliktir.
19- Temkinlilik, karşıtı ise aceleciliktir.
20- Ağır başlılık, karşıtı ise hafiflik, sefihliktir.
21- Uysallık, karşıtı ise dik başlılıktır.
22- Teslimiyet, karşıtı ise şüpheciliktir.
23- Sabır, karşıtı ise telaştır.
24- Affedicilik, karşıtı ise öç alıcılıktır.
25- Göz tokluğu; karşıtı ise açgözlülüktür.
26- Uyanıklık, karşıtı ise gaflettir.
27- Hıfzetme; karşıtı ise unutmaktır.
28- Sevecenlilik, karşıtı ise ilişkiyi kesmektir.
29- Kanaat, karşıtı ise ihtirastır.
30- Yardımlaşmak, karşıtı ise mahrum etmektir.
31- Dostluk, karşıtı ise düşmanlıktır.
32- Vefa, karşıtı ise vefasızlıktır.
33- İtaat, karşıtı ise isyankârlıktır.
34- Boyun eğmek, karşıtı ise ululanmaktır.
35- Esenlik, karşıtı ise bela kesilmektir.
36- Sevgi, karşıtı ise nefret duymaktır.
37- Doğruluk, karşıtı ise yalancılıktır.
38- Hak, karşıtı ise batıl peşinde olmaktır.
39- Güvenirlik, karşıtı ise ihanet etmedir.
40- Samimiyet, karşıtı ise; art niyetliliktir.
41- Zeki olmak, karşıtı ise aptal olmaktır.
42- Anlayışlılık, karşıtı ise kalın kafalılıktır.
43- Tanımak, karşıtı ise bilmezliktir.
44- Hoş geçinme, karşıtı ise kavgacılıktır.
45- Batin dürüstlüğü, karşıtı ise yaltaklıktır, riyakârlıktır.
46- Örtücülük, karşıtı ise ifşacılıktır.
47- Namazı ikame etme, karşıtı ise namazı zayi etmedir.
48- Oruç tutma, karşıtı ise oruç yemedir.
49- Cihat etme, karşıtı ise korkup geri dönmedir.
50- Hac etme (Allah'la ahdi yenileme), karşıtı ise (önceki) ahdi bozmadır.
51- Söz saklamak, karşıtı ise söz taşıyıcılığıdır, dedikoduculuktur.
52- Anne babaya ihsankar olmak, karşıtı ise vâlideyne asi olmaktır.
53- Suskunluk, karşıtı ise gevezeliktir.
54- Gerçekçilik, karşıtı ise riyakârlıktır.
55- Marufu seçme, karşıtı ise münkerden yana olmaktır.
56- Örtünme, karşıtı ise açılıp saçılmadır.
57- İnsaflı olma, karşıtı ise tarafgirliktir.
58- Islahçılık, karşıtı ise bozgunculuktur.
59- Temizlik, karşıtı ise kirliliktir.
60- Hayâ, karşıtı ise utanmazlıktır.
61- İtidal, karşıtı ise haddi aşmadır, aşırılıktır.
62- Rahat olma, karşıtı ise yorgunluktur, meşakkattir.
63- Kolaylık tanıma, karşıtı ise zorluk çıkarmadır.
64- Bereketlilik, karşıtı ise bereketsizliktir, eksilmedir.
65- Afiyet, karşıtı ise hüzündür, yıpranmadır.
66- Ölçülülük, karşıtı ise ölçüyü aşmadır, çoğalmacılıktır.
67- Hikmetli olmak, karşıtı ise heves tutsaklığıdır.
68- Ağırbaşlılık, karşıtı ise hafifliktir.
69- Mutluluk, karşıtı ise sıkıntıdır; bedbahtlıktır.
70- Tevbe, karşıtı ise (günahta) ısrarcılıktır. Mağfiret dileme, karşıtı ise kendini kandırmadır.
71- Dikkatli olma, karşıtı ise ihmalkârlıktır, hafife almaktır.
72- Dua etmek, karşıtı ise tenezzül etmemektir.
73- Çalışkanlık, karşıtı ise tembelliktir.
74- Sevinçli olmak, karşıtı ise üzülmektir, kederlenmektir. Kaynaşma, karşıtı ise ayrılmaktır.
75- Cömertlik, karşıtı ise cimriliktir.

Aklın bu askerlerinin tamamı ancak bir nebide veya nebinin vasisinde ya da Allah'ın kalbini iman için sınadığı müminde bir araya gelebilir.

Biz Ehlibeyt'in diğer dostlarına gelince, elbette ki onlardan hiçbiri, gitgide tekâmül edip de tamamıyla cehil askerlerinden arınıncaya kadar bunların bir kısmından yoksun değildir.

Bu süreç tamamlanınca, o da nebiler ve vasilerle birlikte yüksek derecede olur. Buna ise ancak akıl ve askerlerini bilip tanımak, cehil ve askerlerinden ise uzak durmayla ulaşılabilir.

Allah bizi ve sizi kendi itaat ve rızasına ulaşmaya muvaffak eylesin."

(Muhammed bin Yakub el-Kuleyni Usul-u Kâfi eserinden)

 

Kullar ile Allah arasındaki kanıt akıldır

Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: Resulullah sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem hiçbir zaman kullarla, aklının derinliğiyle konuşmamıştır

 

Hasan bin Fazzal ashabımızın bazısından naklen dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: Resulullah sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem hiçbir zaman kullarla, aklının derinliğiyle konuşmamıştır.

Resulullah buyurmuşlardır ki: "Biz peygamberler topluluğuna, insanlarla akıllarının alabildiği oranda konuşmamız emredilmiştir."

Sekuni, Hz. Cafer (İmam Sadık) aleyhisselam'dan, o da babasından (İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam) naklen dedi ki:

Hz. Emirü'l-Müminin aleyhisselam şöyle buyurdular: "Cahillerin kalplerini, arzular ürkütüp yuvasından çıkarır, boş ümitler tutsak alır, hileler ise tuzağa düşürüp avlar."

İbrahim bin Abdulhamid'den, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: "İnsanların aklen en kâmil olanı ahlaken en güzel olanıdır."

Ebu Haşim el-Caferi'den, dedi ki: Hz. İmam Rıza aleyhisselam'ın huzurunda bulunuyorduk. Bu arada akıl ve edepten söz ettik.

İmam buyurdular ki: "Akıl, Allah vergisidir; edep ise zahmet ürünüdür. Kendini edebe zorlayan kimse nihayet ona güç yetirir, akla zorlayan kimse ise bununla ancak cehlini çoğaltır."

İshak bin Ammar'dan, dedi ki: Hz. Abu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam'a arz ettim ki: "Benim çokça namaz kılan, çokça sadaka veren, çokça hac yapan bir komşum vardır; yanlış bir yönü de bulunmamaktadır."

Râvi der: "İmam: "Ey İshak, aklı nasıldır?" buyurdular.

Ben: "Sana feda olayım pek aklı yoktur." dedim.

İmam: "Öyleyse amelleri yükselmez." buyurdular."

Ebu Yakubi'l-Bağdadi'den, dedi ki: İbn-i Sikkit Hz.  Ebu'l-Hasan  (Ali  bin  Muhammed  el-Hadi)  aleyhisselam'a şöyle arz etti: "Allah, neden İmran oğlu Musa aleyhisselam'ı asa, (ışık saçan) beyaz el ve sihir aleti; İsa aleyhisselam'ı ise tıp aleti; Muhammed (Allah'ın salâtı ona, Ehlibeyti'ne ve bütün enbiyaya olsun)'u da söz ve hitabet mucizesiyle göndermiştir?"

Ebu'l-Hasan aleyhisselam buyurdular ki: "Allah, Musa aleyhisselam'ı peygamber olarak gönderdiği zaman, o dönemin insanları arasında sihir yaygındı. Bu yüzden Musa aleyhisselam Allah katından benzerine güçlerinin yetemediği bir şey (mucize) getirdi; onunla onların sihirlerini batıl edip aleyhlerine ilahi kanıtı pekiştirdi.

Allah, İsa aleyhisselam'ı da afetlerin ve müzmin hastalıkların yaygınlaşıp, insanların tıbba ihtiyaç duyduğu bir zamanda mebus kıldı. Bu yüzden o, Allah katından onların yanında benzeri bulunmayan bir şey getirdi; Allah'ın izniyle ölüleri diriltti, doğuştan kör olanı ve abrası iyileştirdi ve bununla onlara ilahı kanıtı pekiştirdi.

Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve alih'i peygamber olarak gönderdiği dönemde ise halk arasında hitabet ve söz sanatı egemen durumdaydı. Bu yüzden o da Allah katından (mucize olarak) öyle öğütler ve hikmetli sözler getirdi ki, onunla onların bütün sözlerini boşa çıkarıp aleyhlerine ilahi kanıtı pekiştirdi.

Rivayeti nakleden der, bu arada: "İbn-i Sikkit dedi ki: "Allah'a ant olsun ki, şimdiye kadar asla senin gibisini görmedim. Peki, bu gün için insanlara ilahi kanıt nedir?

Râvi der, İmam aleyhisselam buyurdular ki: "Akıldır; onunla Allah adına doğru konuşan tanınıp tasdik edilir ve onunla Allah adına yalan konuşan bilinip tekzip edilir."

Râvi der, bunun üzerine: İbn-i Sikkit dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki, cevap işte budur."

İbn-i Ebu Ya'fur Şeybanoğullarının mevlâsı (kölesi)ndan naklen dedi ki: Hz. Ebu Cafer (İmam Muhammed Bâkır) aleyhisselam şöyle buyurdular: "Kaimimiz (Hz. Mehdi aleyhisselam) kıyam ettiği zaman Allah, elini kulların başına koyacak; bununla onların akıllarını derleyip toplayacak, anlayışlarını kâmil kılacaktır."

Abdullah bin Sinan'dan, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: "Allah'ın kullara olan kanıtı Peygamber'dir. Kullar ile Allah arasındaki kanıt ise akıldır."

 

Akıl, müminin kılavuzudur

İnsanın dayanağı akıldır. Anlayış, kavrayış, hıfzetme ve bilgi ondan kaynaklanır ve onunla tamamlanır

 

Ahmed bin Muhammed' den nakletmişler ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular:

"İnsanın dayanağı akıldır. Anlayış, kavrayış, hıfzetme ve bilgi ondan kaynaklanır ve onunla tamamlanır.

Akıl, insanın kılavuzudur, gören gözüdür, işinin anahtarıdır. Aklının desteği nurdan olunca da insan bilge, hıfzeden, uyanık, anlayan ve kavrayan biri olur. Onunla nasılı, niçini, neredeyi anlar; kendine karşı samimi olanı samimiyetsizinden ayırt eder.

Bunu bilince de yolunu, kaynaşmasını ve ayrışmasını bilir; Allah'ın tevhidinde halisleşir, itaatinde sebat gösterir. Bunları yapınca da kaçırılan (fırsatı)ı telafi eder, geleni ise karşılar; içinde bulunduğu durumun bilincine varır; niçin burada olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilir. Bütün bunlar aklın desteğiyle sağlanır."

İsmail bin Mihran ricalının bazısından naklen dedi ki: Hz. Abu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: "Akıl müminin kılavuzudur."

Serri bin Halid'den, dedi ki:  Hz. Abu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam buyurdular ki: "Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve alih'i şöyle buyurdular: "Ey Ali, cehaletten daha çetin bir fakirlik, akıldan da daha faydalı bir servet yoktur."

Muhammed bin Müslim'den, dedi ki: Hz. Ebu Cafer (İmam Muhammed Bâkır) aleyhisselam şöyle buyurdular: Allah, aklı yaratınca ona; "Beri gel." dedi, geldi; "Geri git." dedi, gitti. Bunun üzerine Allah: "İzzet ve celâlime andolsun ki" buyurdu, "Senden daha güzel bir mahlûk yaratmamışım, ancak sana emreder, yalnızca seni sakındırırım, sadece seni cezalandırır, sırf seni ödüllendiririm."

İshak bin Ammar'dan, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam'a: "Bir adama gidiyor, biraz konuşunca, (bitirmeden) sözümün tamamını anlıyor. İnsanlardan başka biri, ancak tamamlayınca sözümü eksiksiz olarak alıyor, sonra da onu söylediğim gibi aynen bana tekrarlıyor. Başka biriyle de konuşunca, o bana; 'Bir daha tekrarla.' diyor" dedim.

İmam aleyhisselam: "Ey İshak, bunun niçin böyle olduğunu biliyor musun?" buyurdular.

"Hayır." dedim.

Bunun üzerine İmam aleyhisselam buyurdular ki: "Sözünün bir kısmını söyleyince tamamını anlayan kimse, nutfesi aklıyla yoğrulan kimsedir. Ancak sözünü tamamlayınca onu eksiksiz olarak alıp sana tekrarlayanın ise aklı anne rahmindeyken bünyesine yüklenmiştir. Sözünü söylediğinde, 'Bir daha tekrar et.' diyen kimsenin ise aklı, büyüdükten sonra bünyesine yüklenmiştir. Bu yüzden o sana, 'Bir daha tekrar et.' demektedir."

Ahmed bin Muhammed merfu olarak rivayet eden birinden naklen dedi ki:

Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam buyurdular: Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve alih şöyle buyurmuşlardır: "Bir kimsenin çokça namaz kıldığını, çokça oruç tuttuğunu gördüğünüzde onun bu haline hayran kalmayın, önce aklının nasıl olduğuna bakın."

Mufazzal bin Ömer'den, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular:

"Ey Mufazzal! Akletmeyen kurtulamaz, bilmeyen de akledemez. Anlayan ise çok geçmeden özü bulur. Ağırbaşlı olan ise zafere ulaşır.

İlim kalkan, doğruluk izzet, cehalet ise zillettir. Kavrayış üstünlük, cömertlik başarı, güzel ahlak ise sevgi aracıdır. Çağını bilen insan karmaşanın saldırısına uğramaz; fazlasıyla ihtiyat ise suizanna düşürür.

Kişi ile hikmet arasında âlim nimeti bulunmaktadır, cahil ise bu ikisi arasında bedbaht olur. Allah kendisini tanıyanın dostu, tanıyormuş görüntüsü verenin ise düşmanıdır.

Akıllı kimse bağışlayıcı, cahil kimse ise entrikacı olur. Sayılmayı istiyorsan yumuşak ol, küçümsenmeyi istiyorsan haşin ol. Soylu olanın kalbi yumuşak, maddesi haşin olanın ise yüreği katı olur.

Aşırılık eden uçuruma yuvarlanır, akıbetten çekinen ise bilmediği şeye kendini atmaz. Bilgi edinmeden bir işe atılan, kendi burnunu yere sürer, zelil olur.

Kim bilmezse anlayamaz; anlayamayan ise sağlam kalmaz; sağlam kalmayan ise saygı görmez; saygı görmeyen de kırılır, ezilir; kırılıp ezilen ise daha çok kınanır. Durumu bundan ibaret olan ise pişmanlık duymaya daha layık olur."

 

Kişinin kendini beğenmesi aklının zayıflığındandır

"Kimde hayır hasletlerden birinin kök salmış olduğu katımda kanıtlanırsa, onu o hasletle kabullenir; diğerlerinden yoksun olmasını ise örter, affederim. Ama akıl ve din yoksunluğunu asla affedemem

 

Muhammed bin Yahya merfu olarak rivayet eder ki: Hz. Emirü'l-Müminin (İmam Ali bin Ebu Talib) aleyhisselam şöyle buyurdular:

"Kimde hayır hasletlerden birinin kök salmış olduğu katımda kanıtlanırsa, onu o hasletle kabullenir; diğerlerinden yoksun olmasını ise örter, affederim. Ama akıl ve din yoksunluğunu asla affedemem.

Çünkü dinin olmayışı emniyetin olmayışı demektir; korkuyla birlikte olan bir hayatla ise mesut olunmaz. Aklın yokluğu da aslında hayatın yokluğu demek olup böyle biri ancak ölülerle kıyaslanmalıdır."

Meymun bin Ali'den, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: "Kişinin kendini beğenmesi aklının zayıflığının göstergesidir."

Hasan bin Cehm'den, dedi ki: Hz. Ebu'l-Hasan er-Rıza (İmam Ali Rıza) aleyhisselam'ın huzurunda ashabımızdan ve akıldan söz edildi. İmam aleyhisselam: "Aklı olmayan din ehli pek önemsenmeye değmez." buyurdular.

Ben: "Sana feda olayım, bu konuyu vasfeden (imamete inanan) bir grup var ki, tarafımızdan bir olumsuzlukları tesbit edilmemiştir, ama öylesi akıl sahipleri de değillerdir." dedim.

Bunun üzerine İmam aleyhisselam şöyle buyurdular: "Bu kabil insanlar Allah'ın muhatap aldığı kimselerden değillerdir. Allah, aklı yarattı ve ona; "Beri gel." dedi, geldi; "Geri git." dedi, gitti. Bunun üzerine Allah: "İzzet ve celâlime andolsun ki" buyurdu "senden daha güzel -veya katımda senden daha sevimli olan- bir mahlûk yaratmamışım; ancak seninle alır ancak seninle bahşederim."

Muhammed bin Halid babasından, o da ashabımızın bazısından naklen dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam şöyle buyurdular: "İman ile küfür arasında akıl azlığından başka bir şey yoktur."

Dendi ki: "Ey Resulullah'ın oğlu, bu nasıl olur?"

Buyurdular ki: "Kul, isteğini bir yaratığa yöneltir; hâlbuki halis niyetle Allah'a yönelirse, istediği daha çabuk kendisine gelip ulaşır."

Yahya bin İmran'dan, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam buyurdular: "Emir-ü'l-Müminin (İmam Ali) aleyhisselam şöyle buyururlardı:

"Akıl ile hikmetin derinliği, hikmetle de aklın derinliği çıkarılır. Salih edep ise güzel eğitimle sağlanır."

İmam (devam ederek) buyurdular: "Yine (İmam) Ali aleyhisselam buyururlardı ki: "Düşünce basiretli kalbin hayatıdır. Tıpkı karanlıklarda nurla yol kat eden kimse gibi, güzel bir biçimde tehlikelerden korunur ve duraksamadan yürüyüp gider."

Hasan bin Ammar'dan, dedi ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam uzun bir hadis kapsamında şöyle buyurdular: "Her şeyin başı, kaynağı, gücü ve hiçbir şeyin onsuz yararlı olamadığı bayındırlığı, Allah'ın yaratıklarına ziynet ve aydınlık kıldığı akıldır.

Akıl ile kullar yaratıcılarını tanır, kendilerinin ise yaratılmış olduklarını anlarlar.

Keza (akıl ile) O'nun yöneten, kendilerinin ise yönetilen; O'nun baki, kendilerinin ise fani olduklarını bilirler.

Yine kullar, akıllarıyla, O'nun yaratıklarından gördükleri; göğünden, yerinden, güneşinden, ayından, gecesinden ve gündüzünden bu evrenin ve kendilerinin ezeli ve ebedi olan bir yaratıcı ve yöneticilerinin olduğuna delil getirirler.

Yine onunla güzeli çirkinden ayırt eder; karanlığın cehalette, aydınlığın ilimde olduğunu anlarlar. Bütün bunları onlara gösteren akıldır.

Bu arada İmam'a: "Kullar, başka bir şeye ihtiyaç duymadan sırf akılla yetinebilirler mi?" dendi.

Buyurdular ki: "Akıllı insan, Allah'ın, onun dayanağı, süsü ve hidayet vesilesi kıldığı aklının önderliğiyle Allah'ın hak olup kendisinin rabbi olduğunu; yaratıcısının sevdiği ve nefret duyduğu şeyler olduğunu ve O'na itaat etme ve baş kaldırma olabileceğini kavramakla birlikte, aklının (tek başına) bunlara kılavuzlamadığınıda görmektedir.

Yine aklıyla buna ancak ilimle, ilime de talep etmeyle ulaşılabileceğini ve ilimle buna ulaşmadığı takdirde ise aklından yararlanamadığını bilmektedir. O halde akıllı bir insanın hayatının temelini oluşturan ilmi ve edebi kazanmaya koyulması kaçınılmaz bir zorunluluktur.


Humran ve Sefvan bin Mihran el-Cemmal'dan, dediler ki: Hz. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam'ın şöyle buyurduklarını duyduk: "Akıldan daha verimli bir zenginlik, ahmaklıktan daha düşük bir fakirlik ve herhangi bir işte danışmaktan daha güçlü bir destek yoktur."

Tüm YAZILI SOHBETLER